Yıllar önceydi. Sanıyorum 1997 yılı. Bir heyecan, “Antalya Water Supply and Sanitation” Projesine başlamıştık. Biz kontrol teşkilâtı olarak yüklenici ile yan yana ofislerde çalışacaktık. Sözleşme gereği tüm masrafları yüklenici karşılayacaktı. Neyse, ofisler kuruldu, malzemeler, mobilyalar tedarik edildi. Sonra da eleman alımına başladık. Yüklenici Proje Müdürü, her eleman alımında benim de fikrimi soruyordu. Ne de olsa temizlik işçileri, ofis sekreteri ve çaycıyı ortak kullanacaktık.  Topoğraf, muhasebeci, saha mühendisi derken en son ‘Bir de çay ocağımız için birini bulalım’ dedik. Çok gelen giden oldu, hiçbirini gözümüz tutmamıştı. Sonunda Antalyalı bir yörük kızı geldi, hepimiz onu çok sevmiştik. Renkli gözleriyle, gülümsemesiyle, çalışkanlığıyla herkesin gönlünü kısa zamanda kazanmıştı “Raziye”. Okumak istemiş ama okuyamamıştı. Bunun mahcubiyeti vardı üzerinde biliyordum. Gülümsemesinde bile belli belirsiz bir hüzün, bir ‘kaderini kabullenmişlik’ vardı. Küçük yaşta evlenmiş, henüz 25 yaşındayken boyu kadar çocukları olmuştu.

Gel zaman git zaman, ofisin sekreteri çeşitli nedenlerle işe gelemeyince onun yerine bakması için Raziye’den yardım istemeye başladık. Ailesi ancak ilkokulu bitirmesine izin vermişti vermesine ama, müthiş zeki bir kız olduğu için, ne söylenirse ilk seferde anlıyordu. 1 yıllık bir süreç sonunda oturduk konuştuk kendi aramızda. Baktık ki Raziye’den çaycı olarak değil, büro sekreteri olarak daha çok yararlanmaya başlamıştık. Onca yoğun iş trafiğimiz arasında Raziye, elimiz ayağımız, adeta vazgeçilmez elemanımız olmuştu. Çayını da yapıyor, kahvesini de dağıtıyor, geleni geçeni karşılıyor, evrak sirkülasyonunu yönetiyor, bu kadar iş yaparken gık bile demiyordu. Sonunda ne oldu biliyor musunuz? İşin süresi olan 3 yıl sonunda Raziye her konuda mükemmel bir ‘Proje Asistanı’ haline gelmişti. Kendine güveni artmış ve konuşması, giyimi hattâ yürüyüşü bile değişmişti. Artık o, ayakları üzerinde duran güçlü ve ekonomik özgürlüğüne sahip bir kadındı. İş bitiminde ona iyi bir referans mektubu yazdım. Sonradan öğrendim ki, bir uluslararası firmanın yönetici sekreteri olmuş. Bana ve diğer arkadaşlarıma her zaman müteşekkir kaldı. Hiçbir zaman vefasızlık yapmadı. Bayramlarda, yaş günlerinde hep aradı sordu. Çaycı Raziye’den Raziye Hanım’a giden bu yolda işin büyük kısmını aslında o, bizzat kendisi halletmişti.

Demem o ki, Türk kadını kimseden icazet beklememeli, kimseden yardım istememeli. Hani diyorlar ya ‘Türk kadınına fırsat verildi mi, elinden tutuldu mu yapamayacağı şey yoktur’. Bence kadınlarımız, aslında içinde gizli bir aşağılayıcılık taşıyan bu cümleyi reddetmelidir. Kararlı olduklarında onların kimsenin yardımına, kimsenin, özellikle de bir erkeğin himayesine ihtiyacı yoktur. Yeter ki istesin ve kendi yeteneklerini keşfetsin. Gerisi zaten geliyor…

 

Uğur GÖRGÜLÜ

20 Mart 2024 – Khashuri (Gürcistan)