
Kayyım Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemde kullandığı “arınma” kavramı üzerine düşünürken aklıma ister istemez Hollywood’un karanlık distopyalarından biri geldi: The Purge.
Film serisinde Amerikan hükümeti, yılda bir gece boyunca tüm suçları serbest bırakıyordu. Resmî gerekçe toplumsal gerilimi azaltmak, suç oranlarını düşürmek ve insanlara bastırılmış öfkelerini boşaltma imkânı vermekti. Ancak hikâye ilerledikçe asıl amacın bambaşka olduğu ortaya çıkıyordu. Arınma geceleri en çok yoksulları, evsizleri ve kendilerini koruyacak imkânlardan mahrum olanları vuruyordu. “Toplumun temizlenmesi” söylemi, gerçekte güçsüzlerin sistem dışına itilmesinin ideolojik kılıfına dönüşüyordu.

Elbette Türkiye’deki siyasi tartışmalarla bu film arasında bire bir benzerlik kurmak mümkün değil. Birinde fiziksel şiddet ve ölüm var, diğerinde ise siyasi mücadele. Ancak kullanılan dilin çağrıştırdıkları bakımından ilginç bir ortak nokta bulunuyor.
Çünkü “arınma” kelimesi masum bir sözcük değildir.
Arınma dediğiniz anda, ortada kirli olduğu varsayılan bir unsur da vardır. Bir şey arındırılıyorsa, ondan uzaklaştırılması gereken bir şeylerin bulunduğu kabul edilir. Bu yüzden siyasetçiler bu tür kavramları kullanırken çok daha dikkatli olmak zorundadır.
Bugün CHP’de yaşanan tartışmalar tam da bu noktada düğümleniyor. Parti içindeki farklı kesimler birbirlerini hataların, başarısızlıkların veya ideolojik savrulmaların sorumlusu olarak görüyor. Bir taraf değişimin yeterince gerçekleşmediğini düşünürken, diğer taraf değişim adı altında partinin geleneksel kimliğinin tasfiye edildiğini savunuyor.

Bu yüzden bazı CHP’liler “arınma” söylemini duyduklarında bunun yolsuzluklardan, hatalardan veya yanlış siyasi tercihlerden arınmak anlamına gelmediğini düşünüyor. Onlara göre asıl mesele parti içindeki belirli siyasi damarların etkisizleştirilmesi. Atatürkçülerin, sosyal demokratların veya mevcut yönetimi eleştiren kadroların dışlanması endişesi buradan kaynaklanıyor.
Siyasette en tehlikeli anlar, rakiplerin düşman olarak görülmeye başlandığı anlardır. Daha da tehlikelisi, farklı düşünenlerin “temizlenmesi gereken unsur” gibi algılanmasıdır. Çünkü o noktada çoğulculuk yerini homojenlik arzusuna bırakır.
Demokratik partiler güçlerini tek seslilikten değil, farklı sesleri aynı çatı altında tutabilme becerisinden alırlar. Bir partinin içinde sert tartışmalar yaşanabilir. Yönetimler değişebilir. Liderler gelir gider. Fakat “arınma” fikri, eğer insanların değil fikirlerin yarıştığı bir zemine oturmuyorsa, zamanla birleştirici değil ayrıştırıcı bir işleve dönüşebilir.
The Purge filmlerinin asıl mesajı da buydu aslında. Bir toplum, sorunlarını ortadan kaldırmak yerine belirli kesimleri “sorunun kendisi” olarak görmeye başladığında, arınma söylemi çözüm değil yeni krizlerin habercisi olur.
CHP’de bugün yaşanan tartışmalara bakınca insan şu soruyu sormadan edemiyor: Arınılmak istenen şey gerçekten hatalar mı, yoksa farklı düşünen insanlar mı?
Bu sorunun cevabı, yalnızca CHP’nin geleceğini değil, Türkiye’de parti içi demokrasinin nasıl algılanacağını da belirleyecek.
Uğur GÖRGÜLÜ
10 Haziran 2026 – Khashuri (Gürcistan)






Acaba muhalif seçmenler olarak siyasilerden butlancı,özelci fark etmeksizin komple arınsak iyi olacak gibi.