Bu yazıyı hazırlamak için çok uğraştım, çok kaynak karıştırdım. Çünkü ortaya doğru bir şeyler çıkarmak istiyordum. Biraz tekrara kaçmış olabilirim, ancak meselenin tüm yönleriyle ele alındığını sanıyorum. Aşağıda bu kaynakların bir kısmını verdim ama orada bahsedemediğim daha birçok makale, köşe yazısı da var.
Her neyse…
Bir yazımın altına yapılan yorumlardan birinde şu ifadeyle karşılaştım:
“Laiklik; dini, yani İslam’ı, yani Kur’an’ı, yani Allah’ı devlet işlerinde devre dışı bırakan pagan bir ideolojidir. Yani hem laik hem Müslüman olunmaz.”
Bu cümlede özellikle dikkatimi, laiklik kavramının “pagan” bir ideoloji gibi yaftalanması çekti.
Çünkü bir tartışmanın niteliğini, tarafların ne düşündüğünden çok kullandıkları kavramlar belirler. Eğer kavramlar yerli yerinde kullanılmıyorsa, tartışma da sağlıklı bir zeminde ilerleyemez.
Son yıllarda Türkiye’de siyasal tartışmaların dili giderek sertleşiyor. Farklı görüşlerin çatışması elbette demokrasinin doğal bir parçasıdır; ancak bazen öyle kavramlar ortaya atılıyor ki, bunların tartışmayı aydınlatmak yerine bulanıklaştırdığı görülüyor.
“Laik paganizm” ifadesi tam da buna bir örnek.
İlk bakışta kulağa iddialı geliyor. Hatta bazıları için oldukça etkileyici de olabilir. Fakat biraz durup düşününce insanın aklına şu soru geliyor: “Laik paganizm” tam olarak ne demektir?
Aslında ifadenin içerdiği muğlak yapı nedeniyle görüyoruz ki bu soruya verilebilecek net ve tutarlı bir cevap yoktur. Siyasi tartışmalarda insanlar zaman zaman rakip gördükleri fikirleri eleştirmek için yeni tanımlar üretebilirler. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Ancak üretilen tanımın mantıksal bir karşılığının olması gerekir.
Konuyu derinlemesine masaya yatırıp incelemeden önce yazımıza konu olan kavramların tanımlarını bir netleştirelim:
Laiklik ve Paganizm
Laiklik, devletin örgütlenme biçimiyle ilgili bir ilkedir.
Paganizm ise bir inanç kategorisidir.
Birincisi hukuk ve siyaset alanına, ikincisi dinler tarihine aittir.
Bu nedenle “laik paganizm” ifadesi ilk bakışta güçlü gibi görünse de, biraz yakından incelendiğinde farklı kategorilere ait iki kavramın birbirine yapıştırılmasından ibaret olduğu görülür.
Bu, “cumhuriyet şamanizmi” ya da “demokratik animizm” demeye benzer. Sözcükler yan yana getirilebilir; fakat ortaya anlamlı bir kavram çıkmış olmaz.
Laiklik Bir Din Değildir
Türkiye’de laiklik üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı, laikliğin ne olduğundan çok ne olmadığı üzerinden yürümektedir.
Laiklik bir din değildir.
Bir kutsal metni yoktur.
Bir peygamberi yoktur.
Bir ibadet sistemi yoktur.
İnsanlara hayatın nihaî anlamına ilişkin cevaplar sunmaz.
Ölümden sonra ne olacağı konusunda bir iddiası bulunmaz.
Çünkü bunların hiçbiri laikliğin konusu değildir.
Laiklik, devletin hangi inancı doğru kabul edeceği sorusuna değil, farklı inançlara sahip vatandaşlara nasıl davranacağı sorusuna cevap verir.
Dolayısıyla laikliği bir tür “alternatif din” gibi sunmak, kavramın içini boşaltarak aslında laiklik kavramının sahip olmadığı bambaşka içeriklerle onu yeniden tanımlamak ve böylece muhteviyatını tamamen değiştirmek anlamına gelir.
“Hem Laik Hem Müslüman Olunmaz” mı?
Yorumun ikinci dikkat çekici yanı da budur. Bu iddia teolojik olmaktan çok siyasî bir iddiadır. Çünkü dünyada ve Türkiye’de kendisini Müslüman olarak tanımlayan milyonlarca insan aynı zamanda laik devlet düzenini savunmaktadır. Bu insanların savunduğu argüman, devletin dine düşman olması değil, devletin belirli bir dinî yorumun temsilcisi haline gelmemesidir.
Bir kişinin Tanrı’ya inanması ya da inanmaması; bir dine mensup olması ya da olmaması, deist, teist ya da ateist olması o kişinin bireysel inanç alanına ait bir olgu iken, devletin yasalarının dinî referanslardan bağımsız olarak oluşturulması ise kamusal yönetim alanına ait ve toplumun tüm kesimlerini, tüm inanç sahiplerini ilgilendiren tamamen farklı bir meseledir.
Bu iki alanın nasıl ilişkilendirileceği elbette tartışılabilir. Ancak bu tartışmanın sağlıklı yürüyebilmesi için önce kavramların doğru tanımlanması gerekir.
Etiketler Düşüncenin Yerini Alamaz
Modern siyasi tartışmaların önemli sorunlarından biri, kavramların giderek analiz aracı olmaktan çıkıp etiket haline gelmesidir.
Birine “vatan haini”, “mürteci”, “faşist”, “komünist”, “ateist” ya da “pagan” demek, o kişinin savunduğu görüşü kendiliğinden çürütmez. Bu tür nitelemeler çoğu zaman tartışmanın merkezindeki argümanları geri plana iter ve kişileri önceden belirlenmiş düşünsel kategorilere yerleştirir. Böylece fikirler değil, kimlikler tartışılmaya başlanır.
Oysa düşünsel tartışmanın amacı, kişileri belirli etiketler altında toplamak değil, ileri sürülen iddiaları ve gerekçeleri değerlendirmektir. Karşı tarafın argümanlarına cevap vermek yerine onu damgalamak, tartışmayı hakikat arayışından uzaklaştırır. Bu durumda ortaya çıkan şey, fikirlerin eleştirisinden çok bir ötekileştirme pratiği veya bir karalama söylemidir. Mantık açısından bakıldığında ise bu yaklaşım, çoğu zaman argüman yerine kişiyi hedef alan ad hominem (=kişiye yönelik, kişiye karşı) safsatasına yaklaşır.
“Laik paganizm” ifadesi de bu nedenle dikkatle ele alınmalıdır. Eğer açık biçimde tanımlanmış, sınırları belirlenmiş ve açıklayıcı bir kavram olarak kullanılmıyorsa, analitik bir araç olmaktan ziyade suçlayıcı bir etiket işlevi görebilir. Böyle bir kullanım, karşı tarafın ne söylediğini anlamaya katkı sunmaktan çok, onu belirli bir kategoriye yerleştirmeye hizmet eder.
Fakat bir ifadenin suçlayıcı olması, onun ikna edici olduğu anlamına gelmez. İkna, muhatabı bir kategoriye hapsetmekle değil; tutarlı akıl yürütmeler, sağlam gerekçeler ve güçlü deliller ortaya koymakla mümkündür. Kavramlar düşünceyi açıklamak için kullanıldığında tartışmayı zenginleştirir; insanları damgalamak için kullanıldığında ise tartışmanın kendisini yoksullaştırır.

Bu Değerlendirmelerden Sonra Şimdi Soralım: Laik Paganizm Nedir?
Yazının başında da belirttiğim gibi, Sitemde bulunan “Türkiye’de Sosyal Değişim ve Laiklik” adlı yazımda bir okuyucum şöyle bir yorum yapmış:
“Tam tersini düşünüyorum.halk akp sayesinde “laik paganizmi” benimsedi.laikliğin korunması için CHP’ye gerek kalmadı.laiklik;dini,yani islamı,yani kur’anı,yaniAllahı devlet işlerinde devre dışı bırakan pagan bir ideolojidir.yani hem laik hem müslüman olunmaz.isteyen laik isteyen müslüman olur.hem Allah’a hem kula kul olmak net şirktir.”
Bu yorum büyük ölçüde retorik ve ideolojik bir çerçeve kuruyor; “laik paganizm” gibi bir kavram ise akademik, siyasal bilimler ya da hukuk literatüründe yerleşik bir terim değil. Daha çok karşı tarafın görüşünü küçültmek veya şeytanlaştırmak için üretilmiş bir etiket gibi duruyor.
Laikliğin ne olmadığını yukarıda açıkça ifade ettik.
Laiklik (sekülerlik) genel olarak şunu ifade eder: devletin herhangi bir dini referansla yönetilmemesi ve farklı inançlara sahip yurttaşlara eşit mesafede durması. Yani laiklik, “dini devre dışı bırakmak”tan ziyade devletin din karşısında tarafsız olması fikridir. Bu ayrım önemli; çünkü laik sistemlerde insanlar bireysel olarak inançlarını yaşamaya devam ederler. Aslında siyasal İslâmcıların hastalıklı düşüncelerinin aksine, laiklik tüm dinî inanış sistemlerinin teminatı yani garantisidir.
Şimdi bu noktadan hareketle belirtmek istediğim şu; Yukarıdaki yorumda problemli birkaç nokta var:
Kavram kaydırma: Laikliği “paganizm” gibi tarihsel ve dinî bir kavramla eşitlemek, anlamı değiştiren bir benzetme. Paganizm çok tanrılı dinleri ifade eder; modern hukuk ve siyaset sistemiyle doğrudan bir karşılığı yoktur.
Mutlak karşıtlık iddiası: “Hem laik hem Müslüman olunmaz” gibi cümleler, dünyadaki pek çok Müslüman çoğunluklu ülkenin ve milyonlarca bireyin deneyimiyle çelişir. Birçok kişi hem inancını sürdürür hem de seküler bir devlet yapısını destekler.
Şirk gibi dini hüküm üzerinden siyaset analizi: Bu artık siyaset tartışmasından çok teolojik bir yargı. Farklı inanç yorumları olabilir ama bunlar siyasal sistem tanımı yerine geçmez.
Bu yorum laikliği tanımlamaktan çok onu ideolojik bir etiketle değersizleştirmeye çalışan bir söylem olarak ortaya çıkıyor. Bu yüzden “mantıksal tanım” olarak güçlü değil; daha çok polemik amaçlı bir benzetme; günümüzde Türkiye’de ya da modern siyaset tartışmalarında “laiklik = paganizm” gibi bir eşitleme bilimsel ya da doğru bir tanım olmadığı gibi, dilim varmıyor ama, zırvalamanın, saçmalamanın dik alâsı bir kelime grubu.
Ama yazımın ilerleyen kısımlarında yorum sahibinin bu tanımlamayı neden yaptığını, kafasının arkasında ne olduğunu da açıklayacağım. Ancak dediğim gibi, kavram kargaşasının önüne geçmek için diğer kavramlara da kısaca bir göz atalım.
Paganizm Nedir?
Paganizm (paganizm / putperestlik), tarihsel olarak “kitaplı dinler” (Hristiyanlık, İslam, Yahudilik gibi) dışında kalan çok tanrılı ya da doğa temelli inanç sistemleri için kullanılan bir şemsiye terimdir.
Ama önemli bir nokta var: “paganizm” tek bir din değildir. Daha çok bir etiket gibi kullanılır ve farklı yerlerde farklı anlamlara gelir.
Genel olarak şunları kapsar:
Çok tanrılı inançlar: Antik Yunan, Roma, Mısır dinleri gibi (birden fazla tanrıya inanma)
Doğa merkezli inançlar: Güneş, ay, doğa ruhları gibi unsurları kutsal gören sistemler
Eski Avrupa inançları: Hristiyanlık öncesi Avrupa dinleri
Modern kullanımda bazen: Wicca gibi çağdaş doğa temelli inançlar
Tarihsel olarak “pagan” kelimesi, özellikle Hristiyanlık yayılırken “Hristiyan olmayanlar” için dışlayıcı bir terim olarak da kullanılmıştır. Bu yüzden modern dilde bazen tartışmalı veya küçültücü bir çağrışımı olabilir.
Laiklik Neden Paganizm Değildir?
Laiklik = paganizm” iddiası kulağa sert geliyor ama kavramsal olarak bakınca tutmuyor. Nedenlerini net şekilde ayırarak anlatalım:
Konusu tamamen farklı alanlar:
Laiklik bir devlet ve hukuk ilkesidir.
Devletin herhangi bir dini esas almaması
Yurttaşlara din konusunda eşit mesafede durması
Paganizm ise bir inanç/din türüdür.
Tarihsel olarak çok tanrılı veya doğa temelli dinleri ifade eder
Yani biri “devletin nasıl yönetileceği” ile ilgili, diğeri “insanların neye inandığı” ile ilgili. Aynı kategori bile değiller.
Laiklik “din karşıtı inanç” değildir
Laiklik çoğu zaman yanlış anlaşılır. Şunu yapmaz:
Dini yasaklamaz
Tanrıyı reddetmez
İnsanlara “inanma” demez
Şunu yapar:
Devlet “hangi din doğru” diye karar vermez
Herkese eşit mesafede durur
Bu yüzden laiklik bir “din” değil, yönetim prensibidir.
Paganizm çoktanrıcılıkla ilgilidir
Paganizm denince tarihsel olarak:
Birden fazla tanrı
Doğa güçlerinin kutsallaştırılması
Ritüel dinler vardır.
Laiklikte ise:
Tanrı sayısı yoktur (çünkü konu din değil devlet sistemidir)
İnanç üretimi yoktur
Bir ibadet sistemi yoktur
“Laiklik = dinsizlik” değildir
Bu da sık karıştırılır.
Laik devlet = dinsiz devlet değildir
Laik toplum = inançsız toplum değildir
Örnek:
Türkiye laik bir devlettir ama nüfusun büyük kısmı Müslümandır
ABD laik bir yapıya sahiptir ama toplumda güçlü dini inanç vardır
Peki, “Laik paganizm” ifadesi neden kullanılıyor?
Bu tür ifadeler genelde:
Laikliği eleştirmek,
Onu “dini tehdit eden bir şey” gibi göstermek,
Siyasal bir pozisyonu daha sert ifade etmek için üretilmiş metaforik/retorik söylemlerdir.
Ama bilimsel veya felsefi bir tanım değildir.
“Laiklik = paganizm” denklemi:
Aynı kategoriye ait olmayan iki kavramı birleştiriyor. Biri hukuk/siyaset, diğeri din/inanç sistemi
Bu yüzden teknik olarak doğru değil sonucuna varıyoruz.
“Laik paganizm” ifadesi siyasal bir slogan olabilir. Ancak kavramsal bir açıklama değildir. Bir kavramın güçlü olması için sert olması gerekmez; doğru olması gerekir.
Laiklik bir din değildir; paganizm de bir devlet modeli değildir.
Bu nedenle iki kavramı eşitlemeye çalışmak, meseleyi açıklamaktan çok karmaşıklaştırır. Toplumların sağlıklı tartışmalara ihtiyacı vardır. Sağlıklı tartışmaların ilk şartı ise kavramları oldukları gibi kullanmaktır; olmasını istediğimiz gibi değil.
Aksi halde kavramlar düşünceyi aydınlatan araçlar olmaktan çıkar, gerçeği gizleyen sis perdelerine dönüşür.

Yoksa Laik Paganizm ile kastedilen Atatürk Heykelleri ya da Anıtkabir mi?
Bu kadar bilimsel bazlı açıklamalarla “Laik Paganizmi” tanımlamasıyla, yorum yapan kişinin laikliğe karşı duyduğu hınç ve kinin bir dışavurumu olarak oluşturduğu bir zırva olduğunu görmüş olduk.
Paganizm aslında putperestliği de kapsayan geniş bir tanım olduğuna göre acaba bu yorumu yazan kişi “laik paganizm” tanımlaması ile Atatürk’ün mozolesine çiçek koymayı, heykellerinin önünde saygı duruşunda bulunmayı mı kasdediyor? Çünkü siyasal İslâmın gözünde Anıtkabir de Atatürk’ün heykelleri de birer put olarak addediliyor…
Bence yorum sahibi okuyucumun kullandığı dile bakılırsa bu saçma kavram için en olası yorumun bu olduğu kanısına varıyorum.
Şöyle bir akıl yürütme yapılabilir:
Yorumda laiklik sadece bir siyasi ilke olarak ele alınmıyor.
“Allah’ı devlet işlerinden uzaklaştırmak”, “kula kul olmak”, “şirk” gibi dini kavramlarla açıklanıyor.
Sonuçta da laiklik bir tür “paganizm” olarak etiketleniyor.
Bu tür söylemlerde şu mantık zinciri kurulabiliyor:
Laiklik → Kemalizm → Atatürk’e saygı → heykeller → putlar → putperestlik/paganizm
Özellikle bazı İslamcı çevrelerde, Anıtkabir ziyaretleri, çelenk bırakma törenleri veya Mustafa Kemal Atatürk heykelleri önündeki resmî törenler “aşırı yüceltme” olarak eleştirilmiş ve zaman zaman “putlaştırma” benzetmesi yapılmıştır.
Fakat burada önemli bir ayrım var:
Bir heykelin varlığı ile o heykele ibadet edilmesi aynı şey değildir.
Dinler tarihinde “putperestlik” veya “idolatri” denildiğinde genellikle söz konusu nesnenin kutsal güç taşıdığına inanılması, ona tapınılması veya dini bir anlam yüklenmesi anlaşılır.
Bir devlet kurucusunun heykelinin dikilmesi, anıt mezarının ziyaret edilmesi veya resmî tören düzenlenmesi ise tarihsel, siyasi ve sembolik anlamlar taşıyabilir. Bunların “ibadet” olduğunu öne sürmek ise zırvalamada doruk noktasına ulaşıldığını göstermektedir.
Dolayısıyla bu yorumun en mantıklı açıklaması:
Yorum sahibi “laik paganizm” derken muhtemelen laikliği doğrudan Antik Yunan dinleriyle ilişkilendirmiyor. Büyük ihtimalle laik-Kemalist gelenekte gördüğü bazı sembolleri “putlaştırma” olarak değerlendiriyor ve bu yüzden “paganizm” kelimesini kullanıyor.
Ama burada yine bir kavramsal sıçrama var. Çünkü bir kişinin Atatürk’e duyduğu saygıyı veya devletin kurucu liderine yönelik resmî anma pratiklerini “putperestlik” olarak yorumlamak başka bir şeydir; bundan hareketle laikliğin kendisini “paganizm” olarak tanımlamak bambaşka bir şeydir.
O nedenle yorum sahibine şöyle bir soru yöneltmek isterim:
“Laikliğin paganizm olduğunu söylerken tam olarak hangi inanç, hangi tanrı veya hangi ibadet sisteminden söz ediyorsunuz? Yoksa kastettiğiniz şey laiklik değil de bazı insanların Atatürk’e yönelik tutumları mı?”
Çünkü bu soru, kavramların birbirine karıştırıldığı noktayı ortaya çıkarır. Laiklik ile Atatürk’e yönelik kültürel veya siyasi saygı pratikleri aynı şey değildir; biri bir devlet ilkesi, diğeri ise tarihsel-siyasi bir sembolizm alanıdır.
Dolayısıyla:
“Paganizm” kelimesinin Atatürk, heykeller veya Anıtkabir’e örtük bir gönderme taşıdığı mümkündür.
Bu noktada şu hususu da belirtmek gerekir:
Bu yorumun en zayıf noktası, yazanın niyetinden bağımsız olarak, “laiklik” ile “paganizm” arasında mantıksal bir bağ kurmamasıdır. Yani kişi gerçekten Atatürk’ü ima ediyor da olsa, etmiyor da olsa, hâlâ açıklanması gereken soru şudur:
Bir devletin din karşısında tarafsız olmasını savunan bir ilke nasıl oluyor da çok tanrılı veya putperest inanç sistemleriyle özdeş hale geliyor?
Yorum bu soruya cevap vermiyor; sadece sonucu ilan ediyor. Tartışmalı olan nokta da tam burada.
Siyasal İslâmcıların Yalan Dolan Kıvırma ve Tevilleri
Yukarıda gereken soruları sorduk. Artık bu konuyu uzatmak istemiyorum. Ama son olarak bir konuyu da açıklığa kavuşturmak gerek.
Din istismarını meslek edinmiş siyasal İslâmcılar, ülkemizin kurucusuna olan minnetimizi, saygımızı sergilediğimiz Anıtkabir ziyaretini, heykellerine çelenk koyulmasını putperestlik olarak yaftalayıp bu eylemlere “laik paganizm” diyorlar ya, peki kendilerinin gidip türbelere adak adamalarına, çaput bağlamalarına, Telli Baba’yı ziyaret edip evde kalmış kızlarına koca istemelerine ne ad vereceğiz?
Mezarlıklarda Fâtiha Suresinin arapçasını papağan gibi okuyorlar ya, o Tanrısal beyyinenin 5. ayetinin “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz” dediğini biliyorlar mı?
Sanmam…

Zira sâdece parasal güç temin etme merkezi hâline gelmiş mezheplerde, cemaatlerde, tarikatlarda ortalık Allah’la kul arasında aracılık yapan işportacılardan yani şeyhten, şıhtan, hacı hocadan geçilmiyorken, bu aracılardan şefaat dilenirken, insanlar bu komisyoncuları görmek, yüz sürmek, elini eteğini öpmek için kuyruk olurken Fâtiha suresinin o ilâhi metnini nereye koyuyorlar acaba?
Gerçekte Fâtiha suresine göre siyasal İslâmcı din tacirlerinin tamamı Allah’a şirk koşan, kula kulluk eden putperestlerdir.
Hani dinime küfreden müslüman olsa…
Adama sen önce kendine bir bak derler. Putperest de sensin, pagan da…
Kula kulluk eden de sensin, Allah’a şirk koşan da…
Hem de dik alâsı…
Size ne denir biliyor musun:
“Dinci Paganist”…
Kaynakça
Ahmet Mumcu, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
Bülent Tanör, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu
Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma
Andrew Heywood, Political Ideologies
Andrew Heywood, Politics
Charles Taylor, A Secular Age
John Locke, A Letter Concerning Toleration
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde 2 ve ilgili hükümler
Uğur GÖRGÜLÜ
08 Haziran 2026 – Khashuri (Gürcistan)









“Yıllardır aynı konu sürekli tartışılıp duruyor. Ben insanların anlamadıklarını düşünmüyorum, sadece anlamak istemiyorlar. Her zaman zihinlerinde, gerçeklikten bağımsız inandıkları şeyler var; ‘laiklik eşittir dinsizlik’ gibi… Bu metin çok açıklayıcı olmuş. Umarım bu kadar uğraş, bu kadar bilgi istenilen yerlere ulaşır.”
Uğur bey,sizinle aynı yaştayım.egitimci-emekliyim.ismimde müstear değil gerçektir.sığ bir insanla tartışacak değilim.bir İslam var birde diğerleri.digerlerinin toplamına “küfür”denir.laiklik küfrün şemsiyesidir…….. Sizin dininiz sizin olsun.
Nazik yanıtınız için teşekkürler Nazmi Bey, benim ismim de kendi adım. Sizinle tartışmanın vakit kaybı olduğunu düşünüyorum. Ancak üslubunuz nedeniyle, yani küfretmeden yazdığınız için, sâdece yorumlarınıza saygı duyuyorum. Ancak sizinle taban tabana zıt bir dünya görüşümüz var. Önemli olan, birbirimize tahammülsüzlük göstermeden yan yana yaşayabilmeyi başarabilmektedir. Kur’an zaten söylüyor: “Senin dinin sana, benim dinim bana”. Siz gidin şeyh efendinin elini eteğini öpüp, yalayın, türbelerden şefaat dileyin, ben de laik Türkiye’nin bahşettiği özgürlükler içinde dinimi özgürce yaşayayım. Aslında siz de aynı özgürlüğe sahipsiniz ama bile isteye laikliği kötüleyerek kendi özgürlüğünüze ket vuruyorsunuz. Neyse, sizin dininiz de sizin olsun. Onda benim gözüm yok zaten…