Yıl 1982, 23 yaşında genç bir mühendis olarak ideallerimin peşinden koştuğum zamanlar. PTT Genel Müdürlüğü-Yapı İşleri Daire Başkanlığı-Statik Büro mühendislerinden biriyim. Hey gidi günler hey… Deli fişek zamanlarım…

Birgün Van Bölge Başmüdürlüğüne seyahat edilmesini gerektiren bir görev çıktı. Kimse gitmek istemiyordu. İdealistiz ya, bir heves “Ben giderim” dedim. Neyse onaylar alındı, üç kişilik heyet oluşturuldu.

İncelenecek olay ise oldukça hassas bir konu. Yapımı tamamlanmış bir PTT binasında çatlaklar oluştuğu için Van Bölge Başmüdürlüğü, Genel Müdürlükten teknik bir inceleme istemişti.

Görevlendirme yazıları yazıldı, harcırahlar alındı. Yola çıkmadan önce Yapı İşleri Daire Başkanı Yardımcısı beni çağırdı “Uğur, bu Schmidt çekicini sana zimmetliyorum. Ona iyi bak, müdürlük bünyesinde bir tane var”. Bendeki heyecanı, stresi, az biraz da korkuyu tahmin ve tahayyül edebiliyor musunuz?

Üniversitede birkaç kez adını duymuştum, ama hiç kullanmamıştım. Heyette onca tecrübeli mühendis varken bu pahalı cihazın neden bana zimmetlendiğini de ömür boyu hiç anlamadım. Heyet Başkanı bana bu aletin nasıl kullanılacağını teorik olarak anlatmıştı, aslında biliyordum nasıl kullanılacağını da hiç tecrübem yoktu. Neyse…

“Tamam efendim, merak etmeyiniz” dedim ama sen onu bir de bana sor. Lafı uzatmayalım; Ankara’dan Diyarbakır’a uçakla gideceğiz. O zamanlar sanırım Van’da havaalanı yok. Diyarbakır’dan Van’a otobüsle geçeceğiz. Ben yanıma bir bond çanta aldım ve içine de onay yazımı ve Schmidt çekicini koydum. Bu alet çıplak beton yüzeyine uygulandığında beton mukavemeti hakkında kabaca da olsa bir fikir veren bir cihaz. Şekli hakkında burada çok bilgi veremeyeceğim, zira silindirik yapısı ve metalik rengiyle ve daralan ağız yapısı ve ucundaki mille tam bir bombaya benziyor. Yıl da 1982, yani 80 darbesinden sonraki hassas zamanlar. Başbakan hâlâ Bülent Ulusu. Henüz seçimler falan yapılmamış, askeri yönetim başta. Uçağa binmeden önce aramalar çok sıkı yani anlayacağınız. Sıra bana geldiğinde, X-ray cihazından çantam geçti geçmesine de, polis şüphelenip beni kenara çekti ve sordu:
“Bu çantadaki şey de nedir?”
“Schmidt Çekici bir mühendislik aleti, beton mukavemetini ölçer.”
Adam alete kocaman gözlerle baktı, eli de belindeki silahta:
“Olmaz, bunu yanında taşıyamazsın, uçağa da sokamazsın”
“Kardeşim, bu alet bana zimmetli, başına bir şey gelirse bana sorarlar, bak işte yazısı da burada”
Polisin eli hâlâ silahında, alete yakından bakıyor, ama elini sürmeye cesaret edemediği her halinden belli. Bana da tam güvenemiyor. Tıfıl bir herif karşısındaki en nihayetinde…
“Olmaz kardeşim, uçağa binemezsin. Diğer yolcular tedirgin olur. Bagaja ver.”
Heyetin diğer elemanları, kontrol noktasından geçip uçağa binmişlerdi. Yani bana yardım edemezlerdi. 23 yaşında genç bir adam, elindeki bombaya benzer bir aletle polisin karşısında dert anlatmaya çalışıyor. Düşünsenize, şöyle bir durup dışardan manzaraya baksanıza…

“Valla , başına bir şey gelirse, kaybolur ya da kırılırsa seni suçlarım haberin olsun. Acayip pahalı bu cihaz. Havaalanında polis müsaade etmedi derim… ”

Ulan bendeki cesarete bakın, sıkıyönetim zamanı, yanımda bombaya benzer bir alet taşıyorum ve karşımdaki polise dikleniyorum. Hey Allah’ım, gençlik mi desem cehalet mi.

Adam hâlâ elini sürmeye korkuyordu. Ama bendeki deli cesaretinden biraz çekindiği de belliydi. Çünkü hayatında ilk kez gördüğü ve bildiğiniz bombaya benzeyen bir aleti, saklamaya falan gerek görmeden bir bond çantanın içine koyup fütursuzca uçağa binmeye kalkan biri ya süzme salaktır ya da hakikaten gerçeği söylüyordur. Böyle dik dik konuştuğuna göre belki de torpilli biridir, kim bilir? Polisin bu ikilem içinde kıvrandığına eminim. Onun bu ikircikli hâli aklıma -o an için- parlak olduğunu düşündüğüm bir fikir getirdi ve anında uygulamaya karar verdim:
“Memur bey, korkmayın lütfen bir şey yapmaz bu cihaz, bakın size göstereyim nasıl çalıştığını” deyip ani bir hareketle aleti aldım ve polisin müdahele etmesine fırsat bırakmadan yakındaki kolonlardan birine dayayıp mili ittirdim. Her şey bir kaç saniye içinde cereyan etmişti. Aman Allah’ım, inanılmaz bir ses çıktı! Öyle böyle değil. Bomba patladı sanıp, insanlar çığlık çığlığa kaçıştılar ve kafalarını sokacak bir yer aramaya başladılar. Ben de böyle bir ses beklemiyordum, ödüm patladı. Ama hayret edilecek bir soğukkanlılık ve sakinlikle Schmidt çekicini alıp polise getirdim.Sanki böyle bir ses çıkması normal bir şeymiş gibi. Polisi görmeliydiniz, masanın altına girmişti ve silahını çekmişti. Onun da korkudan ödünün patladığı çok açıktı. Ona, “Ne yapıyorsun kardeşim, neden bu kadar korktun da masanın altına girdin?” diye soran gözlerle bakınca hafifçe utandı ve bulunduğu yerden kıpırdadı. Bense kopan kıyametin müsebbibi sanki başka biriymiş gibi, kendinden emin bir tavırla:

“Bak”dedim, üzerinde yazan rakamı polise göstermeye çalışıyordum ama polis korkusundan hâlâ masanın altındaydı.
“Yahu yok bir şey, senin betonunun kalitesini ölçtüm, gel de bak”
Etraftaki herkes, bir yerlere saklanmıştı. Polis silahı bana doğrultmuş vaziyette masanın altından çıktı, çevreye baktı, patlayan çatlayan, yıkılan dökülen bir şey yoktu. Ölen yaralanan kimse de. Ben korkudan altıma yapmak üzereydim, ama o kadar soğukkanlı duruyordum, o kadar her şey normalmiş gibi davranıyordum ki, buna kendim de şaşıyordum. Polis şaşkınlıktan olacak şu bizim meşhur Schmidt çekicini aldı eline, evirdi, çevirdi. Tüm direnci kırılmış gibiydi.
“Tamam kardeşim, al yanında götür” dedi. Ben de zafer kazanmış bir komutan edasıyla:
“Hah şöyle, inan bu alet bomba falan değil. Ayrıca bak sizin bu binanın betonları da bayağı zayıfmış…”

Sonradan öğrendim ki, Schmidt çekici sıvanmış beton yüzeylere uygulanmazmış. Nereden bileyim!

Uçağa bindim, herkes bana homur homur homurdanarak bakıyor. Çünkü uçağın kalkışı en az 40dk rötarlı olmuştu.

Koltuğumda otururken düşündüm:
“Ulan sıkıyönetim zamanı, polis çekip beni anarşist diye vursa, bir hiç uğruna Niyazi olacaktım iyi mi”.

Postu deldirmekten belki de son anda kurtulmuştum, kim bilir? Ürperdim, panikledim, atlattığım vartanın şimdi farkına varmıştım… Ancak Schmidt çekiciyle atlatacağım tek varta bu değildi. Onu da daha sonra anlatacağım…

 

Uğur GÖRGÜLÜ

08 Mayıs 2024 – Khashuri (Gürcistan)