Sosyal Çürüme
Toplumsal çürüme

İçimizde Büyüyen Korku

İki gündür içimde tarif edemediğim bir ağırlık var. Sadece benim değil, herkesin… Çünkü sorun artık bir haber meselesi değil. Mesele, hepimizin en hassas yerinden vurulması.

Önce Kahramanmaraş’ta sonra da Şanlıurfa-Siverek’te 2 gülyüzlü çocuk âdeta bir canavara dönüşüp şu an itibariyle 9 can alıyorlar…

İnanılır gibi değil.

Bir çocuk düşünün… Daha hayatı tanımaya yeni başlamış. Oyuncaklarla, arkadaşlarıyla, hayallerle dolu olması gereken bir dünyada yaşıyor olması gerekirken, eline bir silah alıyor. Ve okulunda, kendi arkadaşlarına doğrultuyor.

Bunu akıl almıyor.

Eskiden “okul” dendi mi içimiz rahatlardı. Anne-babalar çocuklarını kapıdan uğurlarken arkalarından dua ederdi ama içleri de huzurlu olurdu. Çünkü okul güvenliydi. Öğretmenler emanet bilirdi, çocuklar birbirine kardeş gibiydi.

Şimdi ise insanın aklına istemeden o soru geliyor:
Gerçekten güvenli mi?

Ne Zaman Bu Hale Geldik?

Belki de yanıtı en zor soru bu.

Çünkü kimse bir sabah uyanıp “artık şiddet dolu bir toplum olduk” demedi. Bu yavaş yavaş oldu. Fark etmeden, sindire sindire…

Önce haberlerde görmeye başladık. “Bir anlık öfke” denildi. “Sinirlerine hakim olamadı” denildi. Sonra bu haberler arttı. Daha çok duymaya başladık. Daha az şaşırmaya başladık ve en korkuncu; kanıksadık…

Bir insanın bir başkasını, sadece bir bakış yüzünden yaralaması… trafikte bir tartışmanın cinayetle bitmesi… hergün birkaç kadının sokak ortasında sözde namus cinayetine kurban verilmesi…

Bunlar artık “istisnaî bir durum” olmanın çok ötesine geçti…

Toplumsal çürümenin baş sorumlusu: Mafya dizileri

Ekranların Dili Değişti

Eskiden akşam olunca açılan televizyon, evin içine biraz sıcaklık getirirdi. Hikâyeler daha çok insan ilişkileri, sevgi, fedakârlık üzerine kuruluydu.

Hatırlayınız o harika dizileri; “Süper Baba, Perihan Abla, Bizimkiler, İkinci Hayat ve niceleri…”

Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Gücün, intikamın, entrikaların, silahın ön planda olduğu yapımlar hayatımızın merkezine yerleşti. Kahraman dediğimiz karakterler çoğu zaman sorunlarını konuşarak değil, vurarak, kırarak çözüyor.

Çocuklar bu dünyayı izliyor.

Belki biz “bu sadece bir dizi” diyoruz ama onlar için her şey o kadar net ayrılmıyor. Özellikle küçük yaşlarda, izlenen şeyler sadece eğlence değil; bilinçaltının şekillendiği bir öğrenme biçimi…

Ekranda sürekli silah gören, çatışma izleyen bir çocuk, bir süre sonra bunun hayatın doğal bir parçası olduğunu düşünebilir. Hele bir de bilgisayarda sâdece öldürme üzerine oyunlar oynamaya alışmışsa…

Bu noktada şunu da açıkça söylemek gerek: Diziler tek başına bir çocuğu şiddete yöneltmez. Ama sürekli aynı mesajla büyüyen bir zihin, zamanla o mesajı normal kabul etmeye başlar.

Çocuklar Ne Görüyorsa Ona Dönüşür

Çocuklar sadece televizyonla değil, çevresiyle de şekillenir.

Evde duyduğu bir tartışma, sokakta gördüğü bir kavga, internette karşılaştığı bir video… Hepsi birer parça gibi zihnine yerleşir.

Bugün baktığımızda, genel bir tahammülsüzlük hali var. İnsanlar daha çabuk öfkeleniyor, daha hızlı tepki veriyor.

Çocuklar da bunu izliyor.

Onlara “iyi insan ol” demek yetmiyor. Teoride kalıyor, zira ebeveyninin trafikte ana avrat söverek bir başka araç şoförüne saldırdığını gören bir çocuk için “iyi insan ol” öğüdü içi boş bir tavsiyenin ötesine geçemiyor. Çünkü onlar bizim sözlerimizden çok, davranışlarımızı örnek alıyor.

Kadın cinayetlerinde lideriz

Asıl Yara: Yalnız Büyüyen Çocuklar

Bugünün çocukları çoğu zaman kalabalıklar içinde yalnız büyüyor.

Anne-baba var ama sohbet yok. Çünkü hayat gailesi, yaşam savaşı her şeyin önüne geçmiş durumda. Okul var, var olmasına ama çocukların ruh haliyle, iç dünyasıyla ilgilenen hiç kimse yok, gerçekten anlaşılmak yok. Onlardan beklenen yarış atları olmaları…

İçinde biriken duyguları paylaşamayan bir çocuk, o duygularla baş başa kalır. Öfke birikir, kırgınlık derinleşir. Dışarı vurulamayan duygular zamanla nefrete, öfkeye, kine dönüşür. Hayata duyulan kine…

Ve bazen, o birikim beklenmedik bir anda dışarı çıkar.

Silah Meselesi: Gözümüzün Önündeki Tehlike

Bir çocuğun eline silah geçmesi, başlı başına büyük bir ihmalin göstergesi.

Bu sadece bireysel bir hata değil. Bu, birçok küçük hatanın bir araya gelmesiyle oluşan büyük bir boşluk.

Bir yerde denetim eksikliği…
Bir yerde “bir şey olmaz” rahatlığı…

Ama sonuçta olan, geri alınamayacak kayıplar oluyor.

Belki de Bu Bir Uyarı

“Toplum bozuldu” demek kolay. Ama bu cümle tek başına hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Belki de artık gerçekten bakmamız gerekiyor:
Çocuklarımız ne izliyor?
Ne hissediyor?
Kiminle konuşuyor?
Neye özeniyor?

Bu soruları sormadan çözüm bulamayız.

Okulda öğrencisi tarafından öldürülen Fatma Nur Öğretmen

Ve İşte Bugündeyiz

Bugün korkuyoruz. Üzgünüz. Hatta biraz da çaresiz hissediyoruz. Çünkü toplumsal anlamda müthiş bir çürümenin dayanılmaz pis kokusunu artık her yerden duyabiliyoruz. Ahlâkî değerlerimizin son 20 yılda nasıl bir değişime uğradığını, toplumun tüm katmanlarında artık belirgin bir şekilde görebiliyoruz.

Eğer bir insan topluluğunda siyasî ikbalini her şeyin üstünde tutan politikacılar tarafından cehalet ve fukaralık özenle korunup kollanıyorsa, ahlâkî çürüme kaçınılmazdır. Ekonomik bozunmayı geri döndürebilirsiniz ama etik değerlerini yitirmiş bir toplumu tekrar eski hâline getiremezsiniz. Ve çocukları da bu genel bozunmanın dışında tutamazsınız.

Çünkü bir toplum en çok, çocuklarının gözünde neye dönüştüyse odur…

Türkiye bugün bu geri gidişin sancılarını çekiyor ve bizi biz yapan ve bize özgü olan sosyal yapımızı, insanî değerlerimizi yavaş yavaş yitirmenin acısını çok şiddetli bir şekilde yaşıyoruz.

Hâlâ yapılabilecek bir şeyler var mıdır dersiniz?

Sanmam.

İşini rüşvet vererek çözmeyi tercih eden bir toplum, bu çürümeyi hak ediyor demektir.

Çünkü çürüme, bir gün aniden olmaz… İnsanlar ona razı olduğunda başlar.

Belki de sorun çürümenin başlaması değil… bizim onu kabullenmiş olmamızdır…

Uğur GÖRGÜLÜ

16 Nisan 2026 – Khashuri – Gürcistan

 

3 YORUMLAR

  1. “Ben de bu gençlerin arasında biri olarak şunu söylemeliyim ki; evet, dizi, film, mafya oyunları her yerde. Gençler tehlikeli olmayı, belalı tarzlar edinmeyi havalı ve ilgi çekici buluyorlar. Bunun sebeplerinin diziler, filmler veya sosyal medya olduğu doğru; ama asıl soru şu: Bu tür yapımlar 20-30 yıl önce de vardı ama ‘psikopatlık’ derecesinde diyebileceğimiz olaylar bu kadar sık değildi.
    Aynı zamanda dizi ve film sektörü, konuları tamamen izleyici kitlesine göre ele alıyor; yani aslında bunu toplum istiyor. Demem o ki; tüm bunların başında gelen temel sebep eğitimdir. Çocuklar ve gençler; iyiyi, doğruyu, etiği ve ahlakı kavrayabileceği bir ortamda yetişmiyor. Ne buna izin veriliyor ne de bu konuda destek çıkılıyor. Zaten bu o kadar açık ki, kime sorsanız eğitim seviyemizin en diplerde olduğunu bilir.
    Biz bu şekilde gençler yetiştirdikçe, ister dizileri yayından kaldırsınlar ister sosyal medyaya yasak getirsinler; bu durum asla değişmeyecek, bunu biliyorum. Bu tür dizi ve filmler yurt dışında, başka ülkelerde de var ama bu tür bir ‘sosyal çürüme’ nerede? Hiç yok demiyorum ama ülkemize oranla çok daha düşük olduğu belli. Bu konunun tamamen dizi, film ve oyun sektörüne bağlanmasına karşıyım. :)”

    • “Tabii ki ‘en büyük sorun eğitim’ derken, eğitimin bu denli kötü olmasının temel sebebi ekonomik sorunlardır. Gençlerin ve toplumun yönetime, düzene olan güveni çoktan sarsılmış durumda.
      Okullarımız dahi çöp ve pislik içinde; tuvaletlerde ne bir peçete kırıntısı ne de sabun bulabilmek mümkün değil. Öğretmenlere saygım sonsuz lakin öyle bir dönemdeyiz ki, devlet okullarında idealist ve verimli bir eğitimci bulmak bile zor hale geldi. Bunları öznel bir düşünceyle değil, yeni mezun olduğum lise hayatımdaki gözlemlerime dayanarak yazıyorum.
      Bunun dışında; özel okulların fazlaca çoğalması, üniversite sınavına girecek öğrenciler arasında büyük bir adaletsizlik yaratıyor. Özel okullarda notların fazlaca şişirilmesi artık çok açık ve net bir gerçek. Ne yazık ki çok kötü bir dönemdeyiz. Nereden bir ele uzanıp sımsıkı tutmak istesek, o el bizi hep yarı yolda bırakıyor.”

  2. Aslında tüm sorumlu olarak mafyatik dizileri göstermiyorum. Bence bu tip dizi, ve filmler genç nesil üzerinde oldukça etkili oluyor. Sürü psikolojisiyle bugün de Bolu’da yine bir öğrenci katliam plânları yaparken, allahtan eyleme geçmeden yakalanmış. Silahı, öldürmeyi delikanlı olmanın tek yolu sanan bir cahil kitle var. Herkes senin gibi aklını kullanamıyor. Zaten yazımın sonuç bölümündeki şu paragraf ana nedeni ortaya koyuyor:

    “Eğer bir insan topluluğunda siyasî ikbalini her şeyin üstünde tutan politikacılar tarafından cehalet ve fukaralık özenle korunup kollanıyorsa, ahlâkî çürüme kaçınılmazdır. Ekonomik bozunmayı geri döndürebilirsiniz ama etik değerlerini yitirmiş bir toplumu tekrar eski hâline getiremezsiniz. Ve çocukları da bu genel bozunmanın dışında tutamazsınız.”

    Cehaleti özendiren, fukaralığı cennete gitmenin bir yolu olarak gösteren dinci iktidarlar kendileri para içinde yüzerken, yıllardır halka tevazu sahibi olmayı ve maddiyatın ne kadar da kötü bir şey olduğunu öğütlemekteler. Bunu dinin bir gereği gibi gösteriyorlar. İnsanları cahil bırakmak için de, her gördükleri boşluğa cami yapmanın yanı sıra, her şehre bir üniversite açmayı da ihmal etmiyorlar. Yandaşlarına peşkeş çekilen ihalelerle sâdece, içlerinde bilimin, eğitimin, çağdaş öğretimin kırıntısı olmayan binalar inşa ediyorlar. Eğitimin yerlerde sürünmesinin temel nedeni bence bu. Bu gerçekten de bilinçli bir politika. Hatırlatmakta yarar var: Bu iktidar döneminde profesör payesine erişmiş biri: “Ben cahil halkın ferasetine güvenirim. Tahsil seviyesi arttıkça o feraset kayboluyor” mealinde laf salatası ediyordu. İşte bu aptalca söz, bunların kafa yapısını, insanlara bakış açısını açıkça ortaya koyuyor. Bu tip otokratlar, düşünen, araştıran, sorgulayan, haksızlıklara karşı isyan eden insan tipi istemezler, onun yerine sürüleştirebilecekleri cahil kitlelerin sayısının artmasını teşvik ederler.

    Kısacası, bu konuda ana nedenlerden biri eğitimin kalitesindeki erozyonun hızla artmasıdır ki, bunu oluşturmak için de hergün futbolu gözümüze sokuyorlar, tv’lerde ise Türk aile yapısına ters programlar yaparak aile bağlarını yıpratıyorlar ve cahil kitleleri de fukaralık batağına saplayıp, cemaatler aracılığıyla iaşeye bağlayıp, öldürmüyorlar ancak süründürüyorlar. Sonuçta da, işte bu tip cinayetler bir yerde patlak veriyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz