66099701wj9Uzun zamandır aklımızdaydı, hani şöyle dip köşe bir bahar temizliği yapmak, biraz gecikmiş de olsa…Hadi bakalım deyip hanımla giriştik haftasonu…Aman Tanrım  o da ne! 15 yıldır  yuva olmuş evin neresine el attıysak bizi geçmişten bir hatıra karşılıyordu adeta…Ne anılar saklıymış o eski çantalarda, dosyalarda, çekmecelerde, odaların kuytuluklarında… Temizliği unuttuk bir anda… Oturup buğulu gözlerle hatıraların sisler arasındaki resmî geçidine kapılıverdik uzunca bir süre…Onlar aslında bizim hayatımızın ta kendisiydi…Hayat dediğin nedir ki zaten, eski bir kağıt parçası, bir mektup, unutulmuş bir not…

Sararmış bir dosya kâğıdında yazılanlar beni aldı götürdü 20’li yaşlarıma…Hani uçan kuştan, çağıldayan şelâleden bir başka etkilendiğimiz, canânın bir bakışını, bir gülümsemesini yakalayabilmek için günlerce yolunu gözlediğimiz, romantizmin o doruk yaptığı zamanlara…

Şimdi sadece bende müstehzi bir ifade uyandıran bu mısralar, kim bilir ne fırtınalar ne çalkantılar içinde yazılmıştı?

Paylaşmak istedim…

ÇALKANTI

İnanmak mı istiyorsunuz,
Doyasıya sevmek mi?
Neyi, neden?
Sevilecek bir şey mi var artık,
Ağlanacak, tapılacak kutsal değerler mi kaldı?
Yok, yok ölene ağlanır mı sersemler…
İşte dostlar:
Gecenin korkunçluğu çepeçevre etrafında,
Dondurucu ayazın sürüklediği mahvolmuşluk..
Beyinleri kemiren puslu müphemiyet…

Darmadağın hatırat orda burda…
Kaçmak bir çare mi sence,
Kolay mı o kadar?
Bak!
Milyarlarca yıldır yaşayan ölüme,
Tonlarca ağırlığındaki kemik yığınlarına…
Ya kafalarını giyotinde kestirmek için sıraya girenlere ne demeli!
Gülmek istiyorsan gül!
Zamanın acımasızlığında ufalandığında,
Gurubun hüznü boğazında kilitlendiğinde,

Güneşin tanrısallığı içini yaktığında,
Bak o bedenlere…
Onlar anlamazlar seni artık,
Mutludurlar onlar anlamsızlıklar içinde
Düşmanınsa o kafalar!
Canlı, kımıl kımıl beyinler!
İştahla kaz çukurları, göm onları
Yok et aydınlığı…
Koş sonra yokolmuşluğa,

Ayazın serinliğinde
Sarıl ona var gücünle…

Vur tekmeyi güneşin saçlarına

Yokoluşun tarifsiz sızısını hisset
Ellerinden sökülüp alınan anıları
Kulağında uğuldayan sesleri …
Dümdüz vadilerin grisini…
Tertemizliğin seni terkedişini….
Ölümünü…
Hisset…
21 Şubat 1977 saat 21.17

12 Haziran 2008 – Antalya

Önceki İçerikSOMON BALIKLARININ İLGİNÇ ÖYKÜSÜ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ..
Sonraki İçerikGÜLERKEN BİRAZ DA DÜŞÜNELİM…
ugur
1959 yılında İzmir’de doğan, adını ailesine getirdiği bereketten, çalışma azmini ise Yemen’den Çanakkale’ye cephe cephe koşan dedelerinden alan bir Cumhuriyet çocuğu... 1982 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun olan Görgülü, meslek hayatı boyunca Türkiye’den dünyanın dört bir yanına uzanan projelerde teknik çözümler inşa etti. Mühendis Güncesi’nde, sadece betonarme yapıların dünyasını değil; Balkan Harbi’nden Kafkas cephelerine uzanan onurlu bir aile geçmişinin hatıralarını ve mesleki tecrübelerini paylaşıyor. Hayatı bir mühendisin analitik gözüyle analiz ederken, kalemiyle geçmişin o kanaatkâr ve vakur insanlarının mirasına bir köprü kuruyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz