Eski bayramlar deyince çoğu kişi hafifçe gözlerini kısar, geriye doğru yaslanır, buruk bir gülümseme ve eskiye duyduğu özlemin hüznüyle ‘Ah ah nerede şimdi o eski bayramlar’ der ya, işte tam da bu noktada onlardan tamamen ayrıldığımı söylemeliyim. Çünkü bende pek öyle değil.

Bayram Namazı 

İlk bahsedeceğim konu şu bayram namazı zorunluluğu. Erkek çocuk olduğum için annemin dürtmesiyle sabahın köründe kalkıp camiye gitmek, aman Allah’ım ne büyük bir eziyetti benim için. Küçük bir çocukken mecburen kalkardım ve babamın elinden tutup camiye giderdim. Ancak biraz palazlanınca annemin onca baskısına ve tehdidine rağmen sabahın kör karanlığında üşüye üşüye cami yolunu tutmaktan kararlı tutumum sayesinde kurtuldum. Sonraları annem baktı ki, ne baskı ne tehdit bana sökmüyor, o bıktıran ısrarından ve duygu sömürüsünden istemeyerek de olsa vazgeçti…

Babaannemin Evi: O unutulmaz Kokusu

Çocukluğumun en berbat anılarından biri de bayramdan bayrama ziyaretine gittiğimiz babaannemin evi ve o evin kendine has itici kokusuydu. Aşırı titizdi benim babaannem. Temizlik hastasıydı ama bence o ev leş gibiydi. Her yer rutubet içindeydi ve küf kokusu her köşeye sinmişti. Kendine göre bir temizlik anlayışı vardı aslında. Örneğin; abartmıyorum, kapı kolunu elle tutmazdı. Terlikle açardı. Evde tuvalete girmek bile bildiğin bir eziyetti. Bir şeyi yanlış yapacağım diye kasılıp dururdum. Bayram sabahı daha o evin kapısından girerken stresten geberirdim.

Gitmeyi sevmezdim yani. Dedem de zaten babaannemle yaşamazdı, çünkü onun bu saplantılarından bıkmıştı adamcağız…

Ne Kudururduk Kuzenlerle…

Ama o günlerin iyi tarafları da vardı elbet. Çünkü kuzenlerle birlikte olmanın dayanılmaz hazzını hissedebileceğimiz müthiş bir zaman dilimi vardı önümüzde. Bir araya gelince hangi evde olduğumuzun, ya da misafir olup olmadığımızın bir önemi kalmıyordu. Sürekli bir kudurma modundaydık. Büyükler söylenir, annelerin savaş silahı terlikler havada uçuşur, hedefini bulsa bile bizi yıldıramazdı:))) Popomuza yediğimizde, azıcık kaşınır yine devam ederdik. En iyi kısmı oydu.

Bir Bayram Sabahı Kayboldum İyi mi…

Bir bayram, hiç unutmam, kaybolmuştum. Sokağa neden çıktım, nereye gidiyordum, şimdi hiç hatırlamıyorum. Yürüdüm yürüdüm, sonra bir baktım tanıdığım kimse yok. O kalabalığın içinde tek başına kalma hissi, ne paniklemiştim ama… Çocukken çok daha sert vuruyor. Kısa sürmüştür belki şimdi tam anımsayamıyorum, ama bana epey uzun gelmişti.

Ah O Lunaparklar

O zamanların güzel yanlarından biri de lunapark kültürüydü. Büyüklerimiz çocuklara harçlık verirdi. Bizler de toparlayabildiğiniz harçlıklarla soluğu, apar topar kurulmuş eğreti bir eğlence alanı olan lunaparklarda alırdık. Çok büyük bir şey değil aslında ama o zamanlar yetiyordu işte. Ben lunaparkta bir şeye binmektense en çok 7 Hariç oynamayı severdim, Kumarbazdım yani:))) Hâlâ lunaparklar kuruluyor mu onu da bilmiyorum…

Kayınpederimin Vefatı

Bir de acı anım var. 2004 yılında sanıyorum Kurban Bayramı tatilinde, erken bir saatte telefon acı acı çalınca kötü bir şeyler olduğunu anlamış ve korkuyla telefonu açmıştım. Arayan baldızımdı:

– Uğur, babam dün gece vefat etti. Hemen gelin.

– Tamam hemen geliyoruz.

Sonrasında bayram günü ölüm raporu almak için hastane hastane gezip doktor aradığımızı hatırlıyorum. Zira her yer kapalıydı ve nöbetçi bir doktor bulmak çok zordu. Bir de Yeşim çok üzgündü. Bir yandan da onu teselli ediyordum…

Kayınvalidemin Kolu Kırıldı

Yine bir bayram günü, kayınvalidemlere ziyarete gitmiştik. Ev cangıl cungul kalabalık. Salonda ailenin diğer fertleriyle makara yaparken, mutfaktan “küüütt” diye bir ses ve tiz bir çığlık geldi. Hepimiz heyecan ve korkuyla mutfağa koştuk. Kayınvalidem yerdeydi ve kolunu tutuyordu. Canının çok yandığı belliydi. Hemen onu aldım ve hastaneye koştum. Acil tıklım tıklımdı ama Allahtan hemşireye derdimizi anlatınca bizi önce aldı. Gencecik bir doktor karşıladı bizi, durumu anlattım. Hemen film çekmeye yolladı. Sonuç iyi değildi; kol kemikleri tam da eklem yerinden birbirinden ayrılmıştı. Genç doktor annemi aldı ve bana dışarda beklememi söyledi. Kırk dakika kadar içerde kaldılar. Dışarı çıktıklarında annemin yüzü bembeyazdı ama dudaklarında acı bir gülümseme vardı. Doktor anneme sarılmıştı:

  • Hayatımda anneniz kadar cesur ve acıya dayanıklı bir insan görmedim.
  • Ne oldu ki?
  • Küçük bir operasyon yaptık, kemiği yerine oturttuk ve alçıya aldık. Bu çok acı verir ama gıkını çıkarmadı. Helâl sana teyzeciğim…

Annem acıdan bayılacak gibiydi ama o zoraki gülümsemesi hâlâ dudaklarındaydı. Ona o kadar büyük bir sevgiyle bakmışım ki, doktor:

  • Annemizin canı daha fazla yanmasın, hemen şu ilâçları alalım, özellikle şu ağrı kesicileri…

Dünyanın en iyi insanlarından biriydi benim kayınvalidem. Bana bin kere teşekkür etmişti hiç unutmam.

O zamanlar sevmediğim şeyleri yapmamak için hiç itirazda bulunamazdım. Şimdi ise, yaş kemâle erdiği için olacak, tavrımı daha net koyuyorum. Çocukken katlanıyorduk da artık o eziyete yine katlanır mıydım bilmiyorum. Demek ki bayram dediğin sadece “güzel” anlardan ibaret değilmiş.

9 Günlük Bayram Tatili İşkencesi…

O nedenle ben bayramları pek sevmem aslında. Hele 9 günlük tatili olan bayramları, çünkü bayram öncesi illâ ki ters bir durum olur ve o bayram zehir zemberek geçerdi. Örneğin tam bayrama girerken, hem de 9 günlük tatili olan bayrama hoop bir bakarsın arife günü buzdolabı bozulur, tv çalışmaz ya da banyo tavanı akıtır ya da ne bileyim bir yerini sakatlarsın… Şimdi nereden bulacaksın tamirci, nerden bulacaksın beyaz eşya servis elemanı…

Bir de bayramların her türlü eylemin, işin, ödemenin önünde bir engel oluşturması, işte asıl bu nedenle sevmem ben bayramları…

– Şu toplantıyı ne zaman yapalım

– Abi hele şu bayram bir geçsin bakarız…

– Projenin ilk taksidini ne zaman alacağım?

– Abi önümüz bayram, maaşları ödemem gerek, senin ödeme bayramdan sonra…

– Mobilya bakmaya ne zaman çıkarız?

– Bayramdan sonra

– Seyahat?

– Şu bayram bir geçsin de…

– İş anlaşması

– Şu bayramı bir atlatalım da….

Hayatımda en nefret ettiğim sözdür ‘Bayramdan Sonra’….

Bayram geçer, bu sefer de tatil pardon bayram sonrası rehaveti başlar.

– Abi ne zaman görüşelim

– Yahu bayramdan yeni çıktık ben seni ararım.

– Sözleşmeyi hazırladım, işe ne zaman başlarız?

– Abi daha dönmedim ben Foça’dayım, birkaç gün sonra bakarız…

Ulan ne bayrammış be… Tüm sinirlerim ayaklanır. Kimsenin duymadığı en sinkaflı küfürleri sıralardım ardı ardına…

Geçmiş Bayramın Kutlu Olsun Abi…

Ya ‘Geçmiş Bayramın kutlu olsun’ muhabbetine ne demeli. Zaten tüm işlerim askıya alınmış, bir de birisi çıkıp bana sırıtık sırıtık ‘Abi geçmiş bayramını kutlarım’ dediğinde cinlerim tepeme fırlar, ‘Ulan senin de, bayramının da……’ diye karşılık vermekten kendimi alamazdım.

Neyse, artık böyle şeylerle uzun zamandır muhatap olmuyorum. Yurtdışında bayramları pek hissetmiyorum. Artık bayram tatillerine takılacak işler de yapmıyorum. Ama yine de bayramları sevmiyorum vesselâm…

Yani özetle, birisi “Nerde o eski bayramlar” dediğinde aslında bende öyle nostaljik bir özlem falan hasıl olmuyor. Eski bayramlar sadece çocukluğumun o kötü kokulu babaanne evini, kayınvalidemin kırılan kolunu ve kayınpederimin vefatını hatırlatıyor o kadar.

Uğur GÖRGÜLÜ

24 Mart 2026 – Khashuri (Gürcistan)

Önceki İçerikİLBER ORTAYLI’YI KAYBETTİK
Sonraki İçerikTÜRKİYE’DE SOSYAL DEĞİŞİM ve LAİKLİK
ugur
1959 yılında İzmir’de doğan, adını ailesine getirdiği bereketten, çalışma azmini ise Yemen’den Çanakkale’ye cephe cephe koşan dedelerinden alan bir Cumhuriyet çocuğu... 1982 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun olan Görgülü, meslek hayatı boyunca Türkiye’den dünyanın dört bir yanına uzanan projelerde teknik çözümler inşa etti. Mühendis Güncesi’nde, sadece betonarme yapıların dünyasını değil; Balkan Harbi’nden Kafkas cephelerine uzanan onurlu bir aile geçmişinin hatıralarını ve mesleki tecrübelerini paylaşıyor. Hayatı bir mühendisin analitik gözüyle analiz ederken, kalemiyle geçmişin o kanaatkâr ve vakur insanlarının mirasına bir köprü kuruyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz